|
Ezan Şear-i İslamiyedendir İslâm, renk, ırk, din ayrımı yapmadan, kendisine bütün insanları muhatap alan, mesajı bütün insanlığa olan bir dindir. Emirleri, nehiyleri, görüş açısı, dili bütün dünyayı kapsar. İslâm’ın topluma ve beşeriyete bakan ve “hak din” oluşunu simgeleyen ve belgeleyen bir mührü vardır. Bu mühür, İslâm’ın sosyal yönünü ve görüntüsünü oluşturur. Dünyanın neresinde, hangi ırktan ve hangi dinden olursa olsun, dili ve kültürü ne olursa olsun, tüm insanlık İslâmiyeti bu mühürle tanır, İşte bu mühre, “Şeâir” diyoruz. Şeâirin dilini hangi dinden ve ırktan olursa olsun, tüm beşeriyet anlar. Şeâir lügatlerde “iz, sembol ve alamet” anlamına gelmektedir. Bediüzzaman Said Nursi (ra) Risale-i Nurlar’da “Şeair-i İslam” terimini toplum hayatında İslâmiyeti ihtar eden unsurlar olarak ele alır.. Şeâirin bir diğer özelliği de insanlığa islamın izzetini göstermesi, bütün Müslümanların birliğini sağlaması, “Tevhid ve Risaleti” ders vermesidir. Hal böyle olunca Farzların açıktan ilan edilerek yapılması, nafilelerin ise gizli olması esastır. Bunun için İmam-ı Gazali gibi büyük İslam bilginleri “Allah’ın farz olan emirlerini açıktan yapmak, gizli yapmaktan daha faziletli ve sevaplıdır.” demişlerdir. Dünyanın neresine gidilirse gidilsin; Allah’a çağrı, ibâdeti tebliğ ve günahlardan arınmaya dâvet olan “EZAN-I MUHAMMEDÎ (ASM)” bir şeâirdir. Bedîüzzaman’a göre, dînimizde bir kısım emirler “taabbüdî”dirler. Yani, teşrîi doğrudan vahye dayalıdır. Emrolunduğu için yapılırlar. Aklın muhâkemesine tâbi değildirler. Hikmet ve maslahatla değiştirilmezler. Yalnız bilinen hikmetler gözetilerek yapılmazlar. Çünkü o bilinen hikmetler, bilinmeyenlerin yanında denizde bir damla gibidir. Şeâir, dînin taabbüdî kısmındandır. Meselâ biri çıkıp, “Ezanın hikmeti, Müslümanları namaza çağırmaktır. Şu halde tüfenk atmak kâfîdir.” dese, olmaz. Çünkü namaza çağırmak, ezanın binlerce hikmetlerinden bir tanesidir. Tüfenk sesi o maslahatı verse bile; tüm insanlık nâmına, yahut o şehrin ahâlîsi adına, kâinâtın yaratılışının büyük netîcesi ve insanlığın yaratılış gâyesi olan “Tevhidin ilanına” ve “Allah’ın rubûbiyetine ve ulûhiyetine karşı kulluğun izharına” vâsıta olan ezanın yerini aslâ tutamaz. Lemeat adlı eserde toplum hayatı içerisinde nelerin şeair-i İslâmiyeyi oluşturduğu yer almaktadır. Bu bölümlere bakıldığı zaman ilk olarak ezan, kamet, tesettür, Kur'ân tilaveti, hafızlık, cemaatle kılınan namazlar gelir. Özellikle hac, Cuma ve Bayram namazları gibi ibadetlerin ve İslâm kültür ve medeniyetinin mahsulü olan minarelerin, camilerin, medreselerin, ulemanın ve eğitim kurumlarının insanlara İslâm dininin hükümlerini ihtar edici ve dolayısıyla "Tevhid" inancını insanoğluna ders verici bir niteliğe sahip olduğunu dile getirmektedir.Bu tanımlamalara göre şeair adı altında zikredilen İslâmî unsurların toplumsal hayatın içinde yer alan ve bütün insanlığa İslâm'ı hatırlatan niteliğe sahip olduğu söylenebilir. Meselâ nafile bir ibadet yalnızca kul ile Allah arasında olduğundan ötürü diğer insanlara ihtar edici bir fonksiyonu olmadığı için şeairden sayılmayacaktır. Fakat günde beş vakit okunan ezan yeryüzünde "Allah'ın birlik ve beraberliğini ve Hz. Peygamber'in risâletini" kısacası iman esaslarını ilân ettiği için şeaire dahil olacaktır. Ezan, ibadete yapılan bir çağrı olarak, Hz. Peygamber (asm) zamanından bu yana Arapça olarak okunmaktadır ve bir sünnet-i Muhammedi’dir. Ezan, Bilal-i Habeşi'nin ilk okuyuşundan sonra, değişik toplumlarda değişik makamlar kazanmış ise de, dilinde herhangi bir değişiklik olmamıştır. Son olarak Bediüzzaman Hazretleri Lem’alar isimli eserinde: "Sünnet-i Seniyyenin içinde en mühimi, İslâmiyet alâmetleri olan ve şeâire de taallûk eden sünnetlerdir. Şeâir, adeta hukuk-u umumiye nev'inden, cemiyete ait bir ubudiyettir. Birisinin yapmasıyla o cemiyet umumen istifade ettiği gibi, onun terkiyle de umum cemaat mes'ul olur. Bu nevi şeâire riyâ giremez ve ilân edilir. Nafile nev'inden de olsa, şahsî farzlardan daha ehemmiyetlidir." Demekle ezanın ve diğer şeair-i islamiyelerin şahsi farzlardan daha ehemmiyetli bir ibadet olduğunu ve açıkça ilan edilmesi gerektiği anlatmaktadır. Ayrıca İmam-ı Gazali'nin; “bazan izhar, çok defa ihfadan daha ziyade efdal olur” yani “bazı hakikatleri açığa çıkarmak, gizlemekten daha faydalıdır” sözüne atıf yaparak, şeairlerin diğer insanları gafletten uyandırmak ve onları da ibadete teşvik etmek, aynı zamanda inkârcılara karşı izzet-i diniyeyi göstermek gibi önemli vazifeleri yerine getirdiğini belirtir.
YARABBİ!Namaza davet ve Vahdaniyyet-i İlahiye’yi ve Hakaik-i islamiye’yi âleme, kâinata ilân eden Ezan-ı Muhammediden kulaklarımızı bir an bile mahrum eyleme. Ve kıyamete kadar o nur-u mukaddesin arştan ferşe kadar yankılanmasını nasip eyle….AMİN |
||